Biberler Acı mı?
Malumunuz ramazan, bayram derken bayağı bir alışveriş çılgınlığına kaptırıyoruz kendimizi Hatta abartılmış bir komplo teorisinde, bizim bayramlarımızında kapitalist ülkeler tarafından, sırf bizler para harcayalım diye çıkartıldığını bile okudum. İnsan okurken “yok artık” diyor yani. Benim konumda bu kadar uçuk değil, merak etmeyin. Neyse fazla dağıtmayalım.
Geçen haftasonu, tüm illerimizde bulunan haftanın belirli günleri kurulan pazarlardan birisine gittim. Pazar ortamı gerçekten çok farklı. Tüm o bağırışlar, hengame, ezilme korkusu, “yok abi o alttakiler çürümüş üstten koyalım” duygusu gerçekten farklı. Oldum olası yapılan o reklam bağırışlarını hiç anlayamamışımdır. Belediyeden bir duyuru olur anlayamam, mahalleden seyyar satıcı geçer ne sattığını anlayamam, vb. Başkalarına sorarım “ne satıyormuş?” diye hemen yanıt alırım. İşte o an o kişinin süper güçleri olduğunu bile düşünmüşlüğüm vardır. Özellikle “simidaleeyh” kelimesinin taze simit anlamına geldiği daha yeni öğrendim. Pazarda da tüm bu sesler karıştıp, birbirine girdiği için anlayabilme ihtimalim sıfıra düşer.
Biraz da pazar yerindeki psikolojik savaştan bahsetmek istiyorum. “Pazarda ne psikolojik savaşı yahu.” demeyin, hemen anlatıyorum. Domates almak için duruyorum. Yanımda yaşlıca bir hanım var. “1 kilo biber alıcam.” diyor. İşte tam bu noktada bahsettiğim psikolojik savaş başlar. Öyle ki bunun gibi bir savaşı ne eski yunan mitolojisinde, Stephan King'in romanlarında bile göremezseniz. Bazı insanlar acıyı sever bazıları ise sevmez. İşte biber satan manav burada ikileme düşer. Karşısındakini bir süzer, acı mı yoksa tatlı mı sevdiğini kestirmeye çalışır. Doğru bir tercih yapmalıdır, yoksa müşteriyi kaçırabilir. Fakat bu savaştan galip çıkmanın yolları vardır elbet. Manavlar genellikle, “abla içinden çıkabilir acı.” veya “abi arada vardır acı.” diye ortada, ne acı ne tatlı, her ikisini de söyler ki tatlı biber seven de alsın, acı biber seven de.
Birkaç deneyimden sonra sevdiğim bu kurnazlığın ardından canice bir plan yapıp bir başka gün daldım pazara. Girişte gözüme kestirdiğim bir manava yaklaşıp, “Abi iki kilo sivri biber tartar mısın?” dedim. Hemen arkasından ekledim, “Abi acı sevmiyorum da acı çıkmaz değil mi?” dedim. Manav hiç sektirmeden “çıkmaz efendim.” dedi. Sonra adamla oynarmış gibi “Yahu abi aslında bunu misafirler için yapıcam onlar da acı seviyordu, unutmuşun. Neyse sağol abi.” diyerek oradan ayrıldım. Bir iki saat sonra tekrar aynı manavın önüne geldim. Başımda sadece kadife şapkam vardı değişik olarak. Neyse ki abi tanımadı. “Abi iki kilo sivri biber alıcam.” dedim. “ Yalnız yemekte acısız yapamam, acı var değil mi içerisinde.” dedim. “Çoğu acıdır abi.” dedi. İşte o an teorim kanıtlanmış oldu. Yüzüme bir şeyleri başarma ifadesiyle karışık saçma bir gülümseme yerleşti. Manavların bu oyununu su yüzüne çıkarttığım için manav abilerim, ablalarım kızmasınlar. Hatta ciddiye bile almasınlar, sadece latifedir yaptıklarım. Eğer o manav abimiz bu yazıyı okuyorsa sizlerin huzurunda, onu böyle oyunların içine çektiğim ve “çoğu acıdır abi.” dediğinde karşısında “hah ha haa” şeklinde aynen yeşilçamın kötü karakterlei tadında güldüğüm için özür diliyorum. Yanımdaki hamına gelirsek “ Çıkar acı içinden abla.” diyerek durumu kurtardı, ablamızda mutlu mesut bir halde, biberleriyle beraber yola koyuldu.
Not: Bir hafta içerisinde bir cinayete kurban gidersem, bilin ki manavlar odasının parmağı vardır.
0 yorum yazılmıştır